Allah İnsanın Ne Yapacağını Ezelden Bilir
Allah İnsanın Ne Yapacağını Ezelden Biliyorsa (Kader), İnsanın İşlediği Günahlardan Dolayı Cezalandırılması Adalet midir?
Allah insanın ne yapacağını ezelden biliyorsa (kader), insanın işlediği günahlardan dolayı cezalandırılması adalet midir?
Allah’ın (c.c.) her şeyi önceden bilmesi, Allah’ın ilim sıfatı ile alakalı bir husustur. Zamandan ve mekândan münezzeh olan Allah’ın bir ilim sıfatı vardır (Pezdevî, 2003, 22) ve O’nun bilgisinin zamanla kayıtlı, sınırlı ve bağlantılı olması düşünülemez. Ayrıca Allah Teâlâ için “önceden ve sonradan bilme” diye bir şey de söz konusu değildir. Nitekim “Allah’ın önceden bilmesi” ifadesi yaratılmış bir varlık olan insan için kullanılabilecek bir tabirdir.
Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette Allah’ın gizli ve açık olan her şeyi bildiği, onun bilgisi olmadan bir yaprağın dâhi düşmeyeceği ne yerde ne gökte hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmayacağı, O’nun ilminin her şeyi kuşattığı açıkça ifade edilmektedir (el-Bakara 2/33; el-Mâide 5/99; el-En‘âm 6/59; İbrahim 14/38; Tâhâ 20/98). Bu ve benzeri ayetler, Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığı ve bilgisi dışında hiçbir fiilin gerçekleşmeyeceğini ifade etmektedir.
Peki o zaman insanların yaptığı fiiller ve bu fiillerin insanlara nispeti nasıl olacaktır? Allah bildiği için mi insanlar öyle fiil işlemektedir yoksa insanlar işleyeceği için mi Allah ezelden bunları bilmektedir? Bu minvalde asıl önemli soru, her şeyi bilen Allah’ın işlediği günahlarından dolayı kullarını cezalandırması O’nun adaletiyle nasıl bağdaşmaktadır?
Allah’ın Geleceği Bilmesi Ne Anlama Geliyor?
Bu sorulara cevap vermeden önce Allah’ın geleceği bilmesinin ne anlama geldiği iyice anlaşılmalıdır. Gelecek, aynı geçmiş gibi Allah için ayan beyan ortadadır. Burada yaratıcı ile yaratılan arasındaki en temel farkı göz ardı etmemek gerekir. Zira yaratılmış olan insan, bir zamanda ve bir mekânda yaşar ve zaman ve mekân olmadan hareket edemez. Oysa Allah için zaman ve mekân kavramları bir “hiç” hükmündedir. Çünkü O, zaman ve mekândan münezzehtir. İnsanın var olan şeylere dair bilgisi zaman ve mekânla sınırlıyken Allah için bunların düşünülmesi bile muhaldir, mümkün değildir. Allah’ın geleceğe dair bilgisi, insanın şu ânı bilmesi gibidir. Allah’ın olacak şeyleri önceden bilmesi o şeylerin fâilinin serbest ve özgür bir şekilde tercihte bulunmasına ya da iradelerinde hür olmalarına mâni değildir.
Bu şekilde düşünüldüğünde Allah’ın önceden bilmesinin cebrî kader anlayışıyla uzaktan-yakından hiçbir ilgisi/alakası yoktur.
Kelamcılar bu meseleyi “ilim, malûma tâbidir”; yani bilgi, bilinene bağlıdır ifadesiyle izah etmeye çalışmışlardır. Buna göre insan fiilleri, Allah’ın önceden bilmesinin zorunlu bir sonucu olarak meydana gelmemektedir. Aksine insanlar kendi iradelerinin sonucu olarak zaten öyle bir fiilde bulunacakları için Allah onları önceden bilmektedir. Allah ezelî ilmiyle insanın ileride ne yapacağını bilmektedir. Allah önceden bildiği için kul o fiili işliyor demek doğru olmaz Bilakis kul, özgür iradesiyle bir fiilde bulunacağı için Allah Teâlâ onu ezelde bilmektedir. Çünkü onun ilmi, olmuş ve olacak her şeyi kuşatmaktadır. Meselenin özü budur.

Allah’ın olacak olan şeyleri ezelî ilmiyle biliyor olması, kulların fiillerinde mecbur olmaları sonucunu doğurmaz. Yukarıda da ifade edildiği gibi Allah için zaman, mekân, geçmiş ve gelecek gibi durumlar söz konusu değildir. Kulun hiçbir seçim hakkı olmayıp bütün fiillerinde mecbur olduğunu savunan cebrî görüşün kabul ettiği gibi şayet “Allah’ın önceden kullarının işleyecekleri fiillerini bilmesi o fiillerin zorunlu olarak ortaya çıkacağı” anlamına gelseydi o vakit sorumluluğun, sevap ve cezanın, Ahirette görülecek hesabın bir manası kalmazdı. Ahiretteki ceza, fiili seçen (ihtiyar) ve işleyen (kâsib) kuladır; bu yüzden bu cezalandırma Allah’ın adaleti gereğidir.
Nitekim “Allah adalet ve ihsanı emreder.” (en-Nahl 16/90) gibi ayetlerde ifade edilen “emirlerin” fiilde hiçbir şekilde payı olmayan birine yönelmesi, hem dil hem de mantık açısından anlamsızdır, abestir. Ayrıca Allah’ın (c.c.) itaat edene sevap, isyan edene ceza vadetmesi dikkate alındığında, şayet fiiller doğrudan ve yalnızca Allah’a nispet edilseydi, mantıken itaat eden veya isyan edenin —hâşâ— Allah olması sonucuna varılması gerekirdi. Bu sebeple fiiller kullara ait olup Allah’ın ezelde “bu kul şu günahı işleyecek” diye bilmesi, o kulun fiilinin kendi kesbi ve ihtiyarıyla olmasına engel değildir. “Bilen” ile “yapan” ayrıdır; ceza ise “yapana” verilir. (Mâtürîdî, 225)
Allah’ın ezelî ilmi, fiilin “kimin fiili” sayılacağını değiştirmez; meydana gelen fiil kulun seçimi ve yapmasıyla (ihtiyar ve kesbiyle) bizzat kulun fiilidir. Bunun sonucunda verilecek ceza da bu fiilinden dolayı kulun kendisinedir. Bu durumda “Allah ezelde bildiği için ceza veriyor.” değil, “Kul yaptığı için ceza görüyor.” denilmektedir ki işte bu da adalettir. Bu cezalandırma bir “zulüm” sayılamaz. Çünkü cezanın muhatabı, fiili işleyen kuldur; meydana gelecek bu eylemi Allah’ın ezelde bilmesi, söz konusu bu muhataplık keyfiyetini değiştirmez.(Nesefi, 1993, 1/120)
Emir ve nehyin anlamı, kulun seçiminde ve fiilinde özgür olmasını gerektirir. Aksi takdirde bunların hiçbir manası olmazdı. Kur’an’da “Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (el-En‘âm 6/160) buyrulmaktadır. Verilecek ceza bizatihi kötülüğü yapan kişiye, yani fiili kazanıp işleyene verilir. Allah’ın ezelde bunu bilmesi, kişinin bu kötülüğü kendi iradesiyle yaptığı gerçeğini değiştirmez.
Allah Teâlâ zulmü kendisinden nefyetmiştir. Kur’an’da “Rabbin kullara zulmedici değildir.” buyrulmaktadır (el-Fussilet 41/46). Kelâm mezhepleri içerisinde Cebriyye, fiili sadece Allah’a, Mu‘tezile ise sadece kula atfeder. Ehl-i Sünnet ise fiillerde “Allah’ın yaratması” ile “kulun kesbi”ni (faili olmasını) birbirinden ayırarak hem tevhidi, hem de adaleti korumuştur. Hakikatte fiil Allah’a nispetle yaratma (halk), kula nispetle kazanma ve işlenmedir. (kesb) (Mâtürîdî, 227-228) Bu sebeple Allah’ın ezelde bu fiilin işleneceğini bilmesi kulun bu olaydaki sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla adalet gereği ceza, kula suçu bizzat kendisi işlediği için verilmektedir

Allah’ın Ezelde İnsanın Ne Yapacağını Bilmesi Sorumluluğa Mani Değildir
Sonuç olarak Allah’ın ezelde insanın ne yapacağını bilmesi, insanın bir fiili kendi seçimi ve kesbiyle işlemesine engel değildir. Emir ve nehiyler kulun işlediği fiillerden sorumlu olduğunu gösterir. Suça uygulanan ceza da, o fiili “işleyen” ve “yapan” kuladır. Hikmet ve adalet, her şeyi yerli yerine koymak olduğundan cezanın kesb sahibine, yani suçu işleyene verilmesi zulüm değil, adalettir. Dolayısıyla “Allah insanın ne yapacağını ezelden biliyorsa, günahkârın cezalandırılması adalet midir?” sorusunun cevabı çok net olarak şudur: Evet, adalettir; çünkü ceza, ezelî bilginin kendisine değil, kulun kendi kazandığı ve işlediği günaha karşılıktır.
KAYNAKÇA
Mâturîdî, Ebû Mansûr. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiyye: Dârü’l-Câmiâti’l-Mısriyye, ts.
Nesefî, Ebü’l-Muin. Tebsıratü’l-edille fî usuli’d-din. thk. Hüseyin Atay. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 1993.
Pezdevî, Ebü’l-Yüsr Muhammed b. Muhammed b. Hüseyin, 493/1100. Usulü’d-din. thk. Hans Peter Linss. Kahire: el-Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Türâs, 2003.
Allah Cennete veya Cehenneme Gideceğimizi Biliyorsa Bizi Neden Yarattı?
Benzer Konu Başlıklarımızı Okumaya Ne Dersiniz ?
