İbadet Hayatımız

Bir Sineğin Gözünden İbretlik Manzaralar

Hazret-i Mevlânâ ince hakikatleri birbirinden güzel temsiller ile anlatıyor.

Bir Sineğin Gözünden İbretlik Manzaralar

Hazret-i Mevlânâ ince hakikatleri birbirinden güzel temsiller ile ne güzel anlatır:

“Bir sinek; küçük bir su birikintisi üzerindeki saman çöpünün üstüne konduğunda, kendisine büyük bir mevki biçerek kaptanlık hevesine düşer.

Der ki:

«–Denizi de, gemiyi de en iyi ben bilirim!.. Çünkü ben şu an, koca bir deryâ üzerinde, sağlam bir gemide, işinin ehli, doğru düşünen ve yerinde karar veren bir kaptanım!»

KISSADAN İBRETLER

Küçücük sineğin bu zavallı hâli, aslında gurur ve kibre kapılan her insanın manzarasıdır. İlim ve imkânlarına güvenerek, gurur ve kibir şaşkınlığı içinde Cenâb-ı Hak’tan uzaklaşanların gafleti bundan da beterdir. Hazret-i Mevlânâ, o gafillere şöyle seslenir:

“Ey küçücük hacmini bir sinek gözüyle seyreden (kendinde azamet vehmeden) kişi!

Azrâil; altındaki saman çöpünü çektiği zaman, hâlinin nice olacağını hiç düşünmez misin?..”

İnsan da uçsuz bucaksız kâinatta, milyarlarca galaksiden biri olan Samanyolu içinde, toz kadar bir hacim bile ifade etmeyen dünyada yaşayan trilyonlarca canlıdan biridir.

Onun elde ettiği bir miktar dünyalıkla, öğrendiği bir miktar ilimle, tırmandığı birkaç basamaklık makamla, gurur ve kibre kapılması ne hazin bir zavallılıktır.

Kaldı ki; bu elde ettiklerini de, yine kendi güç ve kuvvetiyle değil, Cenâb-ı Hakk’ın lutfuyla ve izin vermesiyle elde etmiştir.

Cenâb-ı Hakk’ın azameti, bizim küçük akıllarımıza sığmaz. Ziya Paşa’nın dediği gibi:

İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez,

Zîrâ bu terâzî bu kadar sıkleti çekmez.

Lâkin o azameti iliklerimize kadar hissetmek için şu âyeti bir tefekkür edelim:

Bir Sinegin Gozunden Ibretlik Manzaralar
Bir Sinegin Gozunden Ibretlik Manzaralar

(Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz…” (el-Enbiyâ, 104)

Bizim, yıldızlarını saymaktan âciz düştüğümüz semâları, Cenâb-ı Hak; bir kâğıt tomarını dürercesine dürebilecek, sonsuz azamet ve kudrete sahip…

O tomarda bir nokta bile etmeyen insan, neyine güvenir de kibre kapılabilir?

İnsan; bedenî gücünün zayıflığını ve ömrünün fânîliğini pekâlâ bilir. Lâkin onu bilhassa son asırlarda en çok şımartan husus, sözde sahip olduğu ilim ve fen yani müsbet ilimlerdir. İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın lutfettiği ve izin verdiği ilmî birikimle; tıpta, ast­ronomide, atom enerjisinde birtakım merhaleler katetmiştir. Fakat onlar da sonsuz ilim ve sonsuz kudret karşısında yine bir hiçtir. Nitekim Korona salgını zamanında, bütün o bilim; uzun süre büyük bir acziyet içinde kaldı.

Cenâb-ı Hak buyurur:

“…Size pek az ilim verilmiştir.” (el-İsrâ, 85)

“Hızır -aleyhisselâm-’ın, Musa -aleyhisselâm-’a acâip, garâip ve hikmeti meçhul hâdiseler gösterdiği seyahat esnasında; bir serçe gelerek, bindikleri geminin kenarına kondu.

Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hızır -aleyhisselâm-, bu manzarayı Musa -aleyhisselâm-’a göstererek şu teşbihte bulundu:

«–Allâh’ın ilmi yanında; senin, benim ve bütün mahlûkatın ilmi, şu kuşun denizden gagasıyla aldığı su kadardır.»” (Buhârî, Tefsîr, 18/4)

Gafil insan, sahip olduklarını kendisine mâl edip şımarır, nasîb olmayan nimetler için ise, kadere sitem eder. Hâlbuki verilmesi de verilmemesi de birer imtihandır. Fecr Sûresi’nde Cenâb-ı Hak, bu hakikati şöyle ifade eder:

“İnsan, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde (sevinir ve);

«–Rabbim bana ikrâm etti! (Beni değerli kıldı!)» der.

Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise (üzülür);

«–Rabbim beni önemsemedi!» der.” (el-Fecr, 15-16)

Tevbe Sûresi’nde de canların ve malların birer âhiret sermâyesi olduğu şöyle bildirilir:

“Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır…” (et-Tevbe, 111)

İbretlik Bir Kıssa

Benzer Konu Başlıklarımızı Okumaya Ne Dersiniz ?

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu